Nedir bu yaşananlar, kaç kişi duyarlı, peki ben ne kadar duyarlıyım? Fısıltı gazetesi neden sessiz?
Neden mi bahsediyorum, Guantanamo'daki vahşet ve sapıklıktan, ayrıca Afrika'daki kurallık sebebiyle açlık ve susuzluktan ölenlerden...
Suya ulaşak için 70km yol yürüyenler varmış. 70km'yi hayal edebiliyor musunuz? O sıcak topraklarda ve susuz bir şekilde, ve yaya olarak... Peki bunu yapmak zorunda olmak bu işi daha çileli ve dayanılmaz bir hale getirmez mi? Yardımlara katılmalı, duyurmalı ve teşvik etmeliyiz... İHH bir kampanya başlatmış bile.
Peki Guantanamo? "Google Images"de bir aratın bakalım ne çıkacak. Sadece fotoğraflara bakmayın, daha sonra da bir iki haber, yorum, vb. birşeyler okuyun. Kararı kendiniz verin. Peki, nasıl kurtulacağız bu zulmün elinden? Irak'ta ve Afganistan'da yaşananlar niye duyurulmaz, durdurulmaz? Bundan 3 yıl önce aldığım bir yardım mektubu internette hâlâ güncelmiş gibi dolaşırken niye yeni girdiler olmaz bu zincirlere? Artık mektup yerine herkes forumlarda mı "takılıyor"?
Peki, beni dışardaki haksızlığa, sefalete bu kadar duyarlı yapan nedir, niye Diyarbakır'daki olaylara bu gözle bakmıyorum? Emperyalist güçlerin ortaya koyduğu zulmü bizimkiler de Kürt vatandaşlarımıza göstermiş olabilirler mi? Geçmişte göstermişlerse, halen devam ediyor mu? Bunun çözümü terör mü, bağımsızlık mı? Gerçek bağımsızlık nedir?
Enformasyon ve dezenformasyon... Sonra işin içinden çık çıkabilirsen.
Ben umudumu hâlâ koruyorum, iyi ve güzel şeyler de var bu dünyada. Tek kelime ile ifade edilebilen bir güzellik hem de: Paylaşmak. İyiyi de kötüyü de paylaşmak, sevinci de hüznü de paylaşmak, zenginliği de fakirliği de paylaşmak, fikirleri de inançları da paylaşmak... Kiminle ve neyi paylaştığınız önemli değil, yeter ki paylaşın, yeter ki iletişim kurun. Tabii özgürce.
mathjax
Cuma, Nisan 14, 2006
Çarşamba, Mart 29, 2006
Online Sistem
Son zamanlarda bilgisayar ve internet hizmetleri hakkında yeni birçok şey öğrendim. Bu sırada aklıma gelen online bir sistemin neden olmayacağı ve olursa nasıl olacağı geldi. Gerçekten bu artık bir hâyâl olmasa gerek. Gmail eğer herkese ~3gb'lık kişisel yer veriyorsa, pekala bunu 5-10 gb'a çıkarabilir ve internet üzerinden çalışan bir bilgisayar sistemi oluşturabilir. Google'ın linux tabanlı bir işletim sistemi çıkaracağı hatta bu sistemin debian/ubuntu tabanlı olacağı ve adının goobuntu konduğu rivayetler arasındayken, "Personalized Search" çıkarmış olması, "Google Desktop Search"in bir nevi online versiyonunu hayata geçirmesi, ilk düşüncemin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyuyor.
Böyle bir sistemin birçok artısı var, nereden bağlanabilirseniz herşeye ulaşabileceksiniz. Teknik detaylar ve sorunlarla son kullanıcılar uğraşmayacak, sadece kişisel ayarlarını yapacaklar, virüsler ortadan kalkacak, vs...
Tabii bu yazdıklarımın "genel" anlamda geçerli, yani bilinçli kullanıcı için zaten herşey güzel ama bilinçsiz kullanıcılar yüzünden internet virüsten, casus yazılımdan ve gereksiz mektuplardan (spam) geçilmiyor!
Bilgisayarlarda olması gereken sadece bir ekran, klavye, fare, hoparlör, cd/dvd/usb/sd/vb. taşınabilir depolayıcılar, belki şifreleyiciler, yazıcı, tarayıcı gibi birimler ve internet bağlantısı yeterli olacak. Hatta, Google'ın şehir merkezinde ücretsiz kablosuz internet erişimi sunması örneğini tüm dünyaya örnek olmasını bekleyebiliriz.
Oyunlar için zaten PC'lerin modası geçti, şimdi konsol zamanı. Profesyonel yazılımcılar için, kendi sunucu bilgisayarları ve terminalleri elbette olacaktır. Ama son kullanıcı için internet erişimi herşey için yeterli olmalı.
Tabii tüm bunların yapılabilmesi için standartlara uygun yazılımların geliştirilmesi gerekiyor. MS gibi uluslarası kabul edilen standartlara uyulmazsa, sadece hayal olarak kalacak bir düşünce.
Sizce de çok mu hayalciyim?
Böyle bir sistemin birçok artısı var, nereden bağlanabilirseniz herşeye ulaşabileceksiniz. Teknik detaylar ve sorunlarla son kullanıcılar uğraşmayacak, sadece kişisel ayarlarını yapacaklar, virüsler ortadan kalkacak, vs...
Tabii bu yazdıklarımın "genel" anlamda geçerli, yani bilinçli kullanıcı için zaten herşey güzel ama bilinçsiz kullanıcılar yüzünden internet virüsten, casus yazılımdan ve gereksiz mektuplardan (spam) geçilmiyor!
Bilgisayarlarda olması gereken sadece bir ekran, klavye, fare, hoparlör, cd/dvd/usb/sd/vb. taşınabilir depolayıcılar, belki şifreleyiciler, yazıcı, tarayıcı gibi birimler ve internet bağlantısı yeterli olacak. Hatta, Google'ın şehir merkezinde ücretsiz kablosuz internet erişimi sunması örneğini tüm dünyaya örnek olmasını bekleyebiliriz.
Oyunlar için zaten PC'lerin modası geçti, şimdi konsol zamanı. Profesyonel yazılımcılar için, kendi sunucu bilgisayarları ve terminalleri elbette olacaktır. Ama son kullanıcı için internet erişimi herşey için yeterli olmalı.
Tabii tüm bunların yapılabilmesi için standartlara uygun yazılımların geliştirilmesi gerekiyor. MS gibi uluslarası kabul edilen standartlara uyulmazsa, sadece hayal olarak kalacak bir düşünce.
Sizce de çok mu hayalciyim?
Pazartesi, Şubat 20, 2006
Yazmak
Geçen gün yine çok hoşuma giden bir söz duydum:
Yazmak söze hükmetmek değil,Bu konuda arkadaşlarla daha önce çok konuşmuştuk ama bu şekilde ifade edilmesi bana daha bir güzel geldi. Bu bilinç ile yazmalı her zaman. Daha önce "kalem tutmak" ile ilgili yazmış olduğum düstura da güzel bir açıklama oluşturuyor aslında bu söz. Keşke ağzımızdan çıkan herşey için de aynısını yapabilsek. Boşuna dememişler
Sözün hükmüne girmek demektir.
Az bilen çok,diye.
Çok bilen az konuşur
Pazartesi, Ocak 02, 2006
Çarşamba, Kasım 02, 2005
Ramazan ve Bayram
Bir Ramazan daha bitiyor, insallah seneye Ramazan'a da hayirlar içinde ulasiriz. Bu sene Ramazan bitiyor diye neredeyse ilk defa üzülüyorum. Bu sene Ramazan gerçekten bereketi ile geldi ve ardinda hayirli izler birakiyor.
Az önce markete gittik, ve çok sinir bozucu bir hadiseyle karsilastik. Yarin, yani bayram günü, m&s ögleden sonra aksama kadar açik olacakmis... yuh diyorum, yaziklar olsun diyorum!
Eskiler (aslinda bu eskiler sözünü çok sevmiyorum ama yerine koymam gereken kelimeyi bulamadim) uzun bir süre kalem vermezlermis yeni talebelerinin eline, zira birsey yazabilmek için önce belli bir kivama gelmek gerekirmis. Birsey yaziya döküldümü, baki olurmus. O yüzden belli bir edeb gerekirmis ve edeb sahibi olmadan kalem tutturmazlarmis.
Bu blog hadisesine baslarken çok düsündüm acaba biz o kivama geldik mi yazmak için diye. Ama sonradan "ya bismillah" deyip ardini düsünmeden basladik yazmaya. Her seferinde ne tür bir blog olsun diye düsünmeden edemiyorum. Ve hala bir karar verebilmis degilim.
Yasin'in yazdiklari (Tuluat) okununca, birseyler düsündürüyor, galiba olmasi gereken de bu. Olup biteni anlatmanin ne anlami var? Aslinda bir anlami var, geçmisi unutmamak adina kaydediyorum. Zira bundan 3-5 yil önce bir konu hakkinda ne düsündügümü ve düsüncelerimin nasil degistigini görmek istiyorum: normal bir günlük yerine burayi kullaniyorum.
Ama diger güzel örneklere bakinca, ne kadar kisir kaldigimi görüp, bu isten vazgeçesim geliyor. Neyseki birkaç dosttan baska kimsenin haberi yok bu sayfadan.
Bugün bir kitap tavsiye edecegim. Genellikle hepimizin bildigi hikayeleri içeren ince bir derleme: "Satir Arasi Hikayeler - Serdar Tuncer". E peki bu hikayeleri biliyorsak niye alalim bu kitabi? Çünkü bilmeyen kardeslerimize ve çocuklarimiza güzel bir hediye olabilir. Aslinda bu hikayeleri okumak bizler için de keyif verici olabilir. Bir solukta bitebilecek akicilikta yazilmis 130 sayfalik bir kitap...
Gündemi kaçirmamak adina da Malatya'daki çocuk esirge kurumunda olan üzücü olaylarin ardindan medyanin takindigi yapmacik tavira dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu olay patlak verince, sanki daha önceden bilmiyorlarmis gibi simdiye kadar hasir alti ettikleri iddialari arastirmaya baslayip duygu sömüren programlar yaparak halki kandirmaya (uyutmaya) devam ediyorlar.
Yarin bayram, biz Ankara'dayiz. Tüm Islam Aleminin Ramazan Bayraminin mübarek olmasini Cenab-i Allah'tan niyaz ederim.
Son olarak, Tuluat'a yazamazsam diye simdiden buraya not düsmek istiyorum: "Aklin huzursuzlugunu paylasmak" dozunda oldugu sürece ve bu huzursuzlugu anlayabilecek biriyle paylasmak mümkün oldugunda çok da düsünmeden ama nezaketi de elden birakmadan bu huzursuzlugu gidermek yerinde olabilir. Zira, paylasilmayan huzursuzluk sahibini uzun süre kendisine esir edebilir, ve kisinin basiretini baglayabilir. Nitekim, üstat Necip Fazil'in kendi huzursuzlugunu önce efendisi ile her daim ve daha sonra bunlari yazarak tüm alemle paylastigini hatirliyorum (yanlis aklimda kalmis olabilir).
Az önce markete gittik, ve çok sinir bozucu bir hadiseyle karsilastik. Yarin, yani bayram günü, m&s ögleden sonra aksama kadar açik olacakmis... yuh diyorum, yaziklar olsun diyorum!
Eskiler (aslinda bu eskiler sözünü çok sevmiyorum ama yerine koymam gereken kelimeyi bulamadim) uzun bir süre kalem vermezlermis yeni talebelerinin eline, zira birsey yazabilmek için önce belli bir kivama gelmek gerekirmis. Birsey yaziya döküldümü, baki olurmus. O yüzden belli bir edeb gerekirmis ve edeb sahibi olmadan kalem tutturmazlarmis.
Bu blog hadisesine baslarken çok düsündüm acaba biz o kivama geldik mi yazmak için diye. Ama sonradan "ya bismillah" deyip ardini düsünmeden basladik yazmaya. Her seferinde ne tür bir blog olsun diye düsünmeden edemiyorum. Ve hala bir karar verebilmis degilim.
Yasin'in yazdiklari (Tuluat) okununca, birseyler düsündürüyor, galiba olmasi gereken de bu. Olup biteni anlatmanin ne anlami var? Aslinda bir anlami var, geçmisi unutmamak adina kaydediyorum. Zira bundan 3-5 yil önce bir konu hakkinda ne düsündügümü ve düsüncelerimin nasil degistigini görmek istiyorum: normal bir günlük yerine burayi kullaniyorum.
Ama diger güzel örneklere bakinca, ne kadar kisir kaldigimi görüp, bu isten vazgeçesim geliyor. Neyseki birkaç dosttan baska kimsenin haberi yok bu sayfadan.
Bugün bir kitap tavsiye edecegim. Genellikle hepimizin bildigi hikayeleri içeren ince bir derleme: "Satir Arasi Hikayeler - Serdar Tuncer". E peki bu hikayeleri biliyorsak niye alalim bu kitabi? Çünkü bilmeyen kardeslerimize ve çocuklarimiza güzel bir hediye olabilir. Aslinda bu hikayeleri okumak bizler için de keyif verici olabilir. Bir solukta bitebilecek akicilikta yazilmis 130 sayfalik bir kitap...
Gündemi kaçirmamak adina da Malatya'daki çocuk esirge kurumunda olan üzücü olaylarin ardindan medyanin takindigi yapmacik tavira dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu olay patlak verince, sanki daha önceden bilmiyorlarmis gibi simdiye kadar hasir alti ettikleri iddialari arastirmaya baslayip duygu sömüren programlar yaparak halki kandirmaya (uyutmaya) devam ediyorlar.
Yarin bayram, biz Ankara'dayiz. Tüm Islam Aleminin Ramazan Bayraminin mübarek olmasini Cenab-i Allah'tan niyaz ederim.
Son olarak, Tuluat'a yazamazsam diye simdiden buraya not düsmek istiyorum: "Aklin huzursuzlugunu paylasmak" dozunda oldugu sürece ve bu huzursuzlugu anlayabilecek biriyle paylasmak mümkün oldugunda çok da düsünmeden ama nezaketi de elden birakmadan bu huzursuzlugu gidermek yerinde olabilir. Zira, paylasilmayan huzursuzluk sahibini uzun süre kendisine esir edebilir, ve kisinin basiretini baglayabilir. Nitekim, üstat Necip Fazil'in kendi huzursuzlugunu önce efendisi ile her daim ve daha sonra bunlari yazarak tüm alemle paylastigini hatirliyorum (yanlis aklimda kalmis olabilir).
Cuma, Ekim 14, 2005
incinmek ve incitmek
Dün gece sahur programında duyduğum ve çok hoşuma giden bir sözü paylaşmak istiyorum (2 haftalık sessizlikten sonra):
Bu arada, Ramazan'ımız cümleten mübarek olsun!
Dilek, yorumun ve yardımın için teşekkür ederim. Senden başka sayfamdan haberi olan kimse yok şu anda. Düzenli yazmaya başlayabilirsem, duyuracağım ama böyle 15 günde-bir yazarsam, bir anlamı olmaz.
İncinmemek zor, incitmemek kolay; zira incinme bir gönül işidir, incitme ise akıl işi. Gönül ferman dinlemez ama akıl terbiye edilebilir.
Bu arada, Ramazan'ımız cümleten mübarek olsun!
Dilek, yorumun ve yardımın için teşekkür ederim. Senden başka sayfamdan haberi olan kimse yok şu anda. Düzenli yazmaya başlayabilirsem, duyuracağım ama böyle 15 günde-bir yazarsam, bir anlamı olmaz.
Salı, Eylül 27, 2005
Merhaba!
Uzun zamandir (sessizce) takip ettigim Dilek'in sayfasindan sonra, bugün bana da esti ve ben de bu kervana katildim. Benim günlügümde neler olacak merak ediyorsaniz, adindan da anlasilabilecegi üzere o günlerde ve/veya anlarda esenler olacak.
Bugün sadece merhaba diyecektim ama geçtigimiz hafta yasadigimiz olaylara deginmeden geçemeyecegim. Öncelikle "ermeni konferansi"ni durduran idare mahkemesinin kararina hükümet yetkililerinin tepkileri beni hem üzdü hem de sinirlendirdi. Bu üst düzey yetkililer niye uluslararasi basinin önünde Türk mahkemelerini küçük düsürürler? Hiç mi onurlari yok, ya da ulusal onurumuzu düsünmüyorlar! Hem, biz bunlari bu sekilde dile getirirsek, bizleri her firsatta küçük düsürmeye çalisan batililarin ekmegine yag sürmüs olmuyor muyuz? Bu sizce de "budalalik" olmuyor mu? Ikinci olarak, basbakanin "ofer" görüsmesi konusunda yalan söylemesi: ne bir açiklama, ne de bir özür geldi. Hani biliyoruz istifa etmeyecek ama bari durumu açiklamaya çalissaydi. Bunu yapamadigina göre, olay bir hayli ciddi anlasilan.
Gündemin çok yogun oldugu ve her an degistigi su günlerde, umarim bu iki olay kolay kolay unutulmaz.
Bugün sadece merhaba diyecektim ama geçtigimiz hafta yasadigimiz olaylara deginmeden geçemeyecegim. Öncelikle "ermeni konferansi"ni durduran idare mahkemesinin kararina hükümet yetkililerinin tepkileri beni hem üzdü hem de sinirlendirdi. Bu üst düzey yetkililer niye uluslararasi basinin önünde Türk mahkemelerini küçük düsürürler? Hiç mi onurlari yok, ya da ulusal onurumuzu düsünmüyorlar! Hem, biz bunlari bu sekilde dile getirirsek, bizleri her firsatta küçük düsürmeye çalisan batililarin ekmegine yag sürmüs olmuyor muyuz? Bu sizce de "budalalik" olmuyor mu? Ikinci olarak, basbakanin "ofer" görüsmesi konusunda yalan söylemesi: ne bir açiklama, ne de bir özür geldi. Hani biliyoruz istifa etmeyecek ama bari durumu açiklamaya çalissaydi. Bunu yapamadigina göre, olay bir hayli ciddi anlasilan.
Gündemin çok yogun oldugu ve her an degistigi su günlerde, umarim bu iki olay kolay kolay unutulmaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)