mathjax

Pazar, Kasım 15, 2009

Wave 2

Az önce Wave'in öğrendiğim yeni bir özelliğini paylaşmak istedim. Aslında, biraz daha bekleyip, genel bir tanıtım yapmayı istiyordum Wave hakkında ama bu özellik yüzünden gerçekten çok heyecanlandım.

Wave yazılarına genellikle "blip" deniyor, ya da wave ve içindeki her bir başlığa "wavelet". Arkadaşlarınızla ortak (ve eşzamanlı) bir blip hazırlayabiliyorsunuz. Herkes, diğerinin yazdığını karakterlere basarken eşzamanlı görüyor ve birbirinin yazısını değiştirebiliyor, saniyesi saniyesine. Bunlar, Wave'in bilinen özelliklerinden.

Az önce öğrendiğim ise, bunu "public" yapabilmeniz! Yani, bir blip açın, "public" (yani herkese açık, kamu malı) yapın, sonra insanlar (tanıdığınız/tanımadığınız) gelsin ve ortaklaşa devam edin! Gerçekten çok önemli ve çok başarılı. Forum sayfalarındaki gibi beklemek yok, herşey anlık! Ayrıca, sonu gelmez yüzlerce sayfa tekrarlara da gerek yok. Yanlış yerleri ya da değiştirilmesi gereken yerleri, birileri "edit"leyerek ilk blip'i son versiyon haline dönüştürebiliyorsunuz. Bunların çoğunu forum sayfalarında da yapmak mümkün, biliyorum (özellikle "moderated"/yönetilen forumlar için) ancak bu Wave'deki çok daha mükemmel ve herşeyi bir arada veriyor. Wikipedia gibi açılımlar da mümkün. Zaten robotları şimdiden kullanımda!

Wave, aslında, tüm paylaşma ve/veya haberleşme alışkanlıklarınızı değiştirecek. Kullanmaya başladıkça, insanın düşünme şekli de değişiyor ve yeni kullanım alanları yaratmaya başlıyorsunuz. Bu ifadeyi aslında tanıtım videosunda (80dak) duymuştum ve önce anlamamıştım, ama biraz işin içine girince gerçekten de yeni bir internet anlayışıyla karşı karşıya olduğumuzu anladım.

Yeni özellikleri, fırsat buldukça, anlatmaya devam edeceğim.

Cumartesi, Kasım 14, 2009

Google Wave

Bugün, yeni hesabıma bir göz attım. Gerçekten heyecan verici. Geleceğin interneti (ve haberleşme) çok farklı olacak. Chrome OS hakkında da fikir veriyor.

Wave, aslında bir tür arayüz. Herşey html tabanlı ama Robotlar, Aygıtlar (Gadgets), Federasyon yapısı, ve tüm diğer eklentiler, ihtiyaç duyulan hemen herşeyi yapmanıza imkan veriyor (verecek).

Tweet'lerinizi ya da Blog sayfanızı buradan yönetebilir ve takip edebilirsiniz.

Hazırladığınız belgelerde, LaTeX kullanabilirsiniz.

Otomatik çeviri ve/veya düzeltme yapmak da mümkün. Hele demoda gösterilen şu örneğe bakın: Yazılan metin "Icland is an icland" ve otomatik düzeltilmiş hali ise "Iceland is an island". Tabii, bu Wave'in bir özelliği değil, sadece bir Robot.

Birkaç yıl içinde, blip (Wave'in mesajları) kullanımı normal mail kullanımını geçebilir. Etkin bir Wave için gereken sadece bir tarayıcı (browser) ve "hızlı" bir internet (bilgisayar değil).

Cuma, Ekim 02, 2009

Matematik Topluluğu

Dün akşam MT ile bu yılın ilk toplantısını düzenledik. Toplantıya katılım olmayacak diye başta oldukça endişelendik ama Gizem mesaj gönderince bir anda 3 masayı doldurduk. Toplantımız, çok dolu geçti, 1 saat boyunca beyin fırtınası yaptık ve 4 "Çalışma Grubu" oluşturduk. Herbiri birbirinden şahane!

Önce, yeni kulüp başkanımızı belirledik. Gizem'e başarılar diliyoruz. Bu "Başkan"lık, en çok çalışacak üye anlamına geliyor, hatırlatalım.

Kulübün internet sayfasının sorumluluğunu Çağıl aldı.

"Matematik Dünyası" temsilcimiz Mustafa oldu.

Önümüzdeki haftaya, "Proje" çalışma grubu proje yarışmalarını bulup getirecekler ve katılmak isteyenlerle birlikte çalışmalara başlayacağız.

"Sosyal Sorumluluk" kapsamında, sayısal becerilerini de canlı tutmak adına özellikle hazırlık sınıfında okumakta olan arkadaşlarımızı da dahil etmeyi düşündüğümüz TOG ile veya Balçova Belediyesi ile birlikte ortak çalışma kararı aldık. Tamamen gönüllü bir şekilde (zaten tüm kulüp faaliyetlerimiz bu şekilde) yapılacak olan ve gerçekten sorumluluk gerektiren bu aktiviteye arkadaşlarımızın hemen dahil olmak istemeleri, gözlerimi yaşarttı. Bu yoğun tempo içinde bu kadar gönüllü beklemiyordum.

Arkadaşlarımızla gurur duyuyorum. Türkiye'nin geleceğinin ne kadar parlak olduğuna bir kez daha şahit oldum. Gençlerden uzaklaştıkça, insan karamsarlığa kapılıyor. Kadınlara ve gençlere "pozitif ayrımcılık" yapılmalı ve girişkenlikleri yüreklendirilmeli!

Mevcut katılımla, bu çalışma gruplarını aktif tutmak çok zordu, o yüzden diğer çalışma gruplarını şimdilik rafa kaldırdık. Ama hazırlık ve 1nci sınıf arkadaşlarımızdan aktif olarak katılmak isteyen olursa, yeni gruplara da desteğimiz olacak.

Önümüzdeki Salı 16:30'da 2nci toplantımızı yapacağız. Bu toplantıya hazırlık ve 1nci sınıftaki arkadaşlarımızı özellikle bekliyoruz.

Cumartesi, Eylül 05, 2009

Soru Maratonu Grubu

Soru maratonu tüm hızıyla devam ediyor. İlk 3 haftaki sorular oldukça güzeldi, ve bir o kadar da zordu. Bunların başarı yüzdelerinin az olacağını sanıyorum. Son sorular ise kısmen kolay sorular.

Puan tablosu bu hafta içinde (Cuma günü sanırım) açıklandı. Eksik puan alanlar, yanlış sorularını bulup cevaplarını düzeltmeye çalışacaklar. Tabii önce hangi soruların değerlendirmeye alındığını tespit etmeleri gerekiyor.

Soruları, yorumları, etik bir şekilde tartışabileceğiniz bir grup kurulmuş FeysBuk'da. Maraton başlarken davetiye aldım. Maalesef pek hareketli bir grup değil, sanki herkes cevapları görmek için hazırda bekliyor gibi.

Neyse, puanlamaya esas soruları tespit edebilmek için yarışmacı arkadaşları bu gruba davet ediyorum. Geçmiş yılların soruları, çözümleri ve ilgili tartışmaları da yapabilirsiniz.

Salı, Ağustos 04, 2009

Adil kullanım palavrası

Uzun zamandır yazmak ve tepkimi iletmek istediğim bir konuydu bu, az önce tekrar televizyonda reklamlarını görünce dayanamadım. Kısaca, son kullanıcıyı kandırma taktiği demek doğru olur sanırım. Çünkü, herşey ayrıntılarda gizli.

Bu yazıda kısaca TTNet'i ele örnek vereceğim, diğerleri de zaten TTNet'i örnek alarak benzer hizmetleri vermeye başlıyorlar. TTNet'in yeni kampanyasında 8 Mbps'e kadar hız diye "sözde" hızlı internet satmaya çalışıyor. "Sözde" çünkü mevcut bağlantı hızımız 1 Mbps olmasına ve sadece akşamları kullanmıza rağmen 4 Gb'lık paketi her ay aşmaya başladık. Burada en önemli etken, internet sayfalarının daha fazla medya-etkin (zengin-içerikli) olmasından kaynaklanmaktadır. Birçok bilinçli ve Firefox kullanıcısı AdBlockPlus ve NoScript eklentileri ile gereksiz internet veri akışını engelleyebilir ama toplumumuzun çoğu için bu pek mümkün değil.

Aklıma Gopher kullandığımız günler geliyor da, bugünkü hızlı(!) internetin ne kadar hızlı olduğunu ve tüketim çılgınlığı(!) kapsamında ne kadar gereksiz(!) kullanıldığını o kadar bariz bir şekilde görmemize rağmen kimseye anlatamamıza şaşıyorum.

Gelelim işin özüne... 1Mbps hızla ayda 4Gb kotayı sıradan bir şekilde aşabiliyorsam, 8Mbps hızla yaklaşık ne kadar veri transferi gerçekleşebilir? Düz mantıkla cevap verecek olursak, 4x8=32Gb olur. Ama, bu limit aşımı demek... O zaman ne yapalım? Hemen limitsiz tarifeye geçelim ve bu hızlı internetin avantajlarından bilgi çağının gerektirdiği şekilde yararlanalım. Bunun için TTNet, 2 farklı paket sunmuş: NetLimitsiz ve 8Limitsiz. Biri ayda 49 TL ve diğeri 99 TL. Ama, birincisi NetLimitsiz, "adil kullanım" aldatmacasına dahil bir paket. Ayda 15 Gb'lık limiti aştığınız anda, hızınız 512 Kb'a düşüyor... Nerede 8 Mbps, nerede 512 Kbps=0,5Mbps! Tam 16'da 1'i... 16 kat daha yavaş!

Mesela, 3G ile hayatımıza giren görüntülü görüşme mevzuu, sohbet ortamlarındaki görüntülü görüşme sırasında dakikada 12-15 kare gösterirken, şimdi 30+ ve daha yüksek çözünürlüklü (kaliteli)  video-iletişimler ve içerikli paylaşım sitelerindeki gömülü-video (facebook gibi) kliplerindeki daha kaliteli aktarımlar ve dahası 3 boyutlu video görüntülerinin paylaşılmasıyla gereken veri transferi miktarı da hızlı bir şekilde artıyor.

Bu durumda, gerçekten ihtiyacınız olduğunuzda 15 Gb'lık "adil kullanım hakkı" hemen sizi sınırlandıracak ve hızınızı 512 Kbps'e düşürecek. Bu durumda 2 katı ücret ödeyerek daha üst bir tarifeye geçmeniz kaçınılmaz olacak. Peki, bu sınırı (15 Gb) doldurmuyorsanız? O zaman zaten bu pakete ihtiyacınız yok demektir. Çünkü 8Gbps, vaadedilen hız değil, sadece üst sınır. Altyapı şartlarına göre değişebilir, yani herkesin (ve sizin) bağlantı kurmayı tercih ettiğiniz yoğun saatlerde yine 1-2 Mbps (belki biraz daha hızlı) olarak hizmet alacaksınız. Yani, gereksiz ve aldatmaca!

Kısaca, NetLimitsiz yerine aynı fiyata 1Limitsiz'i veya 2Limitsiz'i tercih edin. İleride bu bağlantı tercihini de kaldıracağını düşündüğüm TTNet'in yeni bağlantı çeşidine (ve bu "adil kullanım" aldatmacasına başvuran diğer servis ve hizmetleri) hiçbir şekilde tavsiye etmiyorum. Bilinçsiz müşteriyi kandırmaktan öte görmüyorum bu tarifeleri...

Belki de ben çok tutucu olmaya başladım, bilemiyorum :(

Perşembe, Temmuz 30, 2009

Soru Maratonu 2009

Bu seneki maraton dün 14:00 itibariyle başladı ve bugün 14:00'te cevap verme dönemi aktif hale gelecek. 20 hafta sürecek maratonun ilk sorusu, kısmen tanıdık bir soru, bir olasılık hesabı. Kod yazmaktan sıkılıp, şık çözümünü bulmak oldukça zevkliydi.

Beyin cimnastiğini sevenlere, bu maratonu tavsiye ederim. Dilediğiniz an başlayıp, geçmiş soruları da cevaplayabilirsiniz.

Maratona katılanlara ve özellikle iddialı arkadaşlara başarılar diliyorum.

Cuma, Temmuz 17, 2009

İnternet üzerinden alışveriş

İnternet üzerinden alışveriş yapmak son zamanlarda oldukça yaygınlaştı. Özellikle küçük yerlerde bulunmayan parçaları temin etmek için ya da büyükşehirlerde o koşuşturmanın içine girmemek için, birçok standart ürünü hem de çok daha ucuza internet üzerinden satın alabiliyoruz.

Yurtdışından yapılan alışverişler de bunun bir parçası hatta bu alışverişlerin çoğu yurt dışından (özellikle küçük ev aletleri ve küçük elektronik eşyalar). Bunlara gümrük uygulanmadığı için pek sorun yaşanmıyordu. Ancak, ilgili mevzuata göre 100 € üzerindeki tüm alışverişlerden (ister hediye olsun!) %10 gümrük vergisi + ~33TL damga vergisi uygulanması gerekiyormuş.

Son kriz döneminde ise, hükümet bu unutulmuş gelir kalemini hatırlamış ve artık yurt dışından gelen gönderileriniz posta gümrüğününe takılabilir. Eğer paketiniz geciktiyse, hemen ilgili posta/kargo merkezi ile irtibata geçin ve verginizi ödeyerek teslimatınızı alın. Türkiye'ye satış yapan yurtdışı şirketlerin çoğu, son dakika da haberdar oldukları bu vergiyi "iyi niyetlerini" göstermek için karşılıyorlar. Mesela StrawberryNet, gümrük makbuzunu onlara gönderdiğinizde (kendiniz tarayıcıdan geçirerek, internetten eposta ile gönderebilirsiniz), bu tutarı size ödemeyi taahhüt ediyor. Yalnız, yeni siparişler için herhalde 100 €'nun üzerindeki siparişleri birkaç parçaya bölerek ayrı ayrı göndereceklerdir.

Hükümetin (Gümrük Müsteşarlığının) bu uygulaması, bana daha çok yıldırma politikası gibi geldi. Bir taraftan küreselleşme çabasıyla tüm yerli kaynakları yabancılara satıyorlar, kendi yandaşları için çeşitli vergilerde avantaj sağlıyorlar, ithal otomobil distribütörleri için inanılmaz vergi indirimi yapıyorlar, ama vatandaşın %15-20 daha ucuza temin etmeye çalıştığı küçük ürünlerden vergi almak istiyorlar! Amaç, yerli üreticileri(!) mi korumak (artık üretim kalmadı, neredeyse hepsi dağıtıcı), yoksa elde edilmeyen vergi gelirlerini bu şekilde mi tamamlamak?

Vergi vermek değil zorumuza giden, bilakis hepimiz verelim. Ama, bir taraftan "godamanlar"ı koruyup, diğer taraftan vatandaşının en küçük çabalarını bile vergi ile bastırmalarını çifte standart olarak görüyorum. Bunlar şahsi düşüncelerim...

Salı, Temmuz 14, 2009

Firefox 3.5 ve Google Gears

Uzun zamandır (en az 6 aydır) Google Gears'ın Firefox'un yeni sürümünü desteklemesini bekliyordum. Firefox'un yeni sürümü (önce 3.1'di sonra 3.5'e dönüştürüldü) istememdeki en önemli sebep, öyle tüm dünyanın beklediği gibi hızı filan değil. Zaten ülkemizde ne kadar hızlı internet var ki! Hızlı olduğunu iddia edenlerin çoğu da kullanıcıyı yanlış yönlendiriyorlar... O zaman, sayfanın indirilme hızı yavaşsa, tarayıcının o bilgiyi anında işlemesinin çok da önemi yok şu aşamada...

Benim için önemli olan, Google Browser Sync'in iptal edilmiş olması ve onun yerine Mozilla'nın sunduğu Weave eklentisi. GDS ile muhteşem ilk deneyimimden sonra, tarayıcı geçmişini 2 yıla çıkarmıştım. Bunu da Weave ile istediğim yere taşıyabiliyorum. Ama Weave sadece yeni sürümde çalıştığı için uzun süredir GG'dan mahrum kalmıştım. 2 hafta önce Firefox 3.5'in resmi tanıtımı yapıldı ve Google'ın daha önce duyurduğu gibi Gears'ı 3.5 için kullanılabilir yapacağını beklemeye başladık.

Uzun bir bekleyiş oldu bu, ta ki bugün yeni sürüm (0.5.29.0) çıkana kadar hergün defalarca güncellemeyi aradım. Bu sabah yükleyip kullanmaya başlanmama rağmen, hâlâ önemli blog'larda bu güncelleme konu yapılmadı. Güncellemenin duyurulmasını beklediğim siteler arasında şunlar vardı: GOS, GB, OGB, GAB. Güncelleme hakkında ana sayfada da bir ipucu yoktu. Tek ipucu, haber grubundan geldi.

Henüz yüklememiş olanlara önemle duyurulur.

Cuma, Temmuz 03, 2009

2009

2009 yılı benim için çok hızlı başladı ve aynı hızda ilerliyor. Yazmaya fırsat bulamazken, arada unuttuğum şeyler çoğalıyor.

Dün, okulumuzda mezuniyet töreni vardı. Öğrencilerimizin mezuniyetlerini hep birlikte kutladık. Gurur verici bir tabloydu.

Bu dönem başında tekrar ofis değiştirdim, yeni ofis arkadaşım Baruch Schneider. Kader kolay kolay değişmiyor. Artık seneye kiminle ve nerede olacağımı merak etmeye başladım.

Zaman herşeyin ilacı. Yaraların sarılması için, gelişmelerin sağlanması ve çalışmaların meyvelerini vermesi için hep zaman gerekli. Ama dikkatli kullanmalı ve boş geçirmemeli.

Hayatta (ev, iş,...) mutlu ve/veya huzurlu olmak için "minimalist" olmalı, ama sadece beklentilerimizde.

Çarşamba, Ekim 22, 2008

Yoğunluk

E-postalarımın sürekli birikmesinden yakınıyordum ve zaman zaman (herkes gibi) temizlik yapıp önemlileri işaretleyip, gereksizleri okumadan siliyordum. Dönembaşı olması sebebiyle biraz daha hassas ve çabuk davranmaya çalıştığım bugünlerde, gelen kutusunun hızla dolmasına bir anlam veremeyip, işlerin yoğunluğundan dolayı okuyamadığım mektupları biraz yanlış değerlendirmişim: Birçoğu önemli ve detaylı cevap verebilmek adına ertelenmiş (bu yoğunluktan!). Ama, kısa bir inceleme sonucu haftada 100 mektup birikmiş (hatta daha fazla) ama bu 100 sayısına aldanmayın, gelen mektupların sayısı son bir haftada 250'den fazla! Yani, bunların 150sini okumuşum ve gereğini yerine getirmişim, diğerlerine ise zaman bulmaya çalışıyorum.
 
Lütfen siz de cevap yazamadıklarımdansanız, unutulduğunuzu düşünmeyin aksine daha fazla önemsendiğinizi anlayın! Umarım bu satırlara rastlama şansınız olur.
 
Bu kısa analizden sonra daha etkili bir zaman denetimi kullanmaya özen göstermeye çalışacağım. Ama Mevlâna'nın (yada eskilerin) dediği gibi
"Tandır kıvama geldi, hamur tükendi
İşler kıvama geldi, ömür tükendi"
Yani bir ömür böyle geçecek...

Pazartesi, Ekim 13, 2008

Ekonomik kriz, döviz, yatırım

Amerika'da başlayıp küreselleşmiş dünyada hızla yayılıp zayıfları silip süpüren, dengeleri alt-üst eden, geleceği belirsiz kılan bu kriz günlerinde, ülkemizde sıcak parayla ayakta duran piyasalarımız yüzünden yersiz yan etkiler ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de döviz fiyatlarının artması. Bunda spekülatörlerin etkisi yok değil tabii ki. Döviz fiyatlarının artmasının en belirgin (ve tek mantıklı) sebebi, Türkiye'de yatırım yapan yabancıların, yatırımlarını bozdurup paralarını ülkemizden çekmeleri. Arz-talep meselesi kısaca. Ama bu talepteki artış, yerli yatırımcıyı yani kendi insanımızı kandırmasın. Batmakta olan ya da daha uygun bir şekilde ifade etmek gerekirse piyasaları alt-üst olmuş ülkelerin paralarına yatırım yapmayın, hele hele bu ortamda faizsiz borç vermeyin onlara.

Benim kısa ve öz bir tavsiyem var: Elinizdeki dövizleri bu ortamda bozdurun ve altın alın. Ama lütfen bunu kısa vadeli birikimleriniz için yapmayın. Altın, kriz ortamında en geçerli ve korunaklı yatırım aracı. Her ne kadar, piyasalar bundan hoşlanmasa da! (Çünkü yatırımlarınız, onların elinde değil, yastık altında kalıyor ve piyasa daralıyor.)

Not: Bu düşünceler yatırım amaçlı kullanıldığında, sorumluluk tamamen yatırımcıya aittir.

Pazar, Ekim 12, 2008

Kader

Akademik hayata başladığım 1998'den beri kaderim değişmedi. Bu sene de ofis arkadaşım değişti. Hani kendimi bilmesem, uyumsuz biri olduğumu ve o yüzden arkadaşlarımın benimle birlikte ofisi paylaşmak istemediklerini düşünebilirim - çünkü tesadüfün bu kadarı fazla. Ama neyse ki geçerli sebepler (belki de mazeretler ;) ) var. Bugün ofisimi paylaştığım tüm arkadaşlarımı anmak istedim ve işte liste:

1998-1999: Emrah Paksoy
1999-2000: Selim Ünal
2000-2001: Fahd Jrad
2001-2002: Muhammed Altun
2002-2003: Murat Altunbulak
2003-2004: Dagmar Meyer
2004-2005: Muhammed Altun
2005-2006: Ergün Yaraneri
2006-2007: Erdal Karapınar
2007-2008: Derya Duman, Olga Hünler
2008-2009: Ebru Özbilge

Cumartesi, Ağustos 11, 2007

Askerlik

Sadece duyuru amaçlı yazıyorum:

İstanbul'a kısa dönem jandarma olarak askerlik hizmetimi yapmaya gidiyorum. Kısmetse, 1 Şubat 2008'de sivil hayata döneceğim.

Cuma, Haziran 08, 2007

Tarımda tekelleşme

Bugün öğrendiğim bu gerçeklere bir iki ekleme yapmak istiyorum. Öncelikle, genlerle oynamak bilimsel değil ancak etik bir tartışma olabilir. Bilim için ve bilimin gerektirdiği koşullarla (yani madolyonun iki yüzüne de bakmayı bilerek ve doğruları gizlemeyerek) genetik bilimi olmalı ve çağımızın birçok sorununa çözüm aramalı. Uygulamalar yanlış diye bunun karşısında olmak bana doğru gelmiyor. Ama, yanlışları denetleyecek, bulacak, ve düzeltecek mekanizmalar da oluşturulmalı, sivil toplumun vicdanına ve inisiyatifine bırakılmamalı. Maalesef toplumların çok büyük bir kesimi şartlandırılıyor, yönlendiriliyor.

Gelelim esas konumuza. Pazara gittiğimizde, ne almak istiyorsak, en iyisini almaya çalışıyoruz. Meselâ, kiraz alacağız (tam mevsimindeyiz ya), ille de Napolyon kirazı olsun diye geziyoruz. Yerel küçük semt pazarlarını buna dahil etmek istemiyorum ama onlarda bile durum pek farklı değil. Peki, biz en iyi kirazı almak istiyorsak, üretici de en iyi kirazı satmak isteyecek. Doğal olarak, tüm ağaçlarına Napolyon kirazı aşılayacak. (Tabii genleri filan bıraktık, biraz daha ilkel ve doğal yollara başvurduk.) Bunu herkes yapınca, güzelim kiraz çeşitleri yok olacak ve her yerde Napolyon kirazı olacak. Daha sonra, verimi arttırmak için gübre, ilaç vesaire, onun da tadını bozacaklar. Kalacak elimizde koca bir sıfır!

Dikkati çekmek istediğim nokta aslında çok farklı. Napolyon kirazının en iyi kiraz olduğunu kim söyledi? Kime göre en iyi? Doğru soruları sormamız gerekiyor. Piyasa ekonomisi için farkında olmadan yönlendiriliyoruz. Ağız tadımıza bile biz karar veremiyoruz. Başkası tadına bakmış ve karar vermiş. Bize onu uygulamak düşüyor. Peki doğru mu? Elbette ki hayır.

Ne yapabiliriz? Her daim bilinçli olmaya çalışmalıyız. Aldığımız her kararı, her düşüncemizi serbestçe sorgulayabilmeliyiz. Rasyonellik (akılcılık) her zaman doğru sonuçları vermiyor, çünkü kontrollü bir deneyin kobayı olarak bizim o kararları almamız için hazırlanmış bir ortamda yaşıyoruz!

Çarşamba, Nisan 18, 2007

Kandırmaca

Dün üniversitemiz kantininde reklâma amaçlı bir enerji içeceğinin dağıtımı yapılmaktaydı. Biz de kantinden sağlıklı birşeyler alırken, birer şişe de bize ikram ettiler. Nezaketen aldığımız şişeleri ofise geldiğimizde incelemeye başlayınca bir yudum bile içmeden hepsini lavobaya döktük.
Lütfen, üzerinde yazanları okumadan hiçbirşey yemeyin ve içmeyin.
Dünya kadar sakıncası olan bir içeceği, daha doğrusu uyarıcıyı, hem de kolayca bağımlılık yapabilecek ve 2 taneden fazla içilmesinin zararlı olduğu ve 18 yaşın altındakilere satılmamasının üzerinde yasa gereği belirtildiği bu endüstriyel aldatmacaya kanmayın. Aklıma hemen Ubeyd Korbey'in Bilkent'te katıldığım bir konferansında anlattıkları geldi: Ünlü sigara üreticileri askerlere dağıtılmak üzere bedava sigara bırakırlarmış kışlalara. Sonuçta, her 3-5 ya da 10 tiryakiden biri ömür boyu kendi markasını tercih edecek ya, kâr kârdır hesabı bu sömürüye kalkışıyorlarmış. Neyse ki, bugünler geçmişte kaldı. Ama bugün aynı oyun farklı araçlarla alenen oynanmaya çalışılıyor.
Genç arkadaşlarım, lütfen bu oyuna gelmeyin! İçinde yüklü miktarda kafein var, başka da bir numarası yok. Enerji içeceği diye aldığınız şey bağımlılık yapıcı uyarıcıdır ve size ciddi zarar verebilir. Zevk uğruna, ya da bir günlük yoğun tempo adına aldığınız riske değer mi?

Pazar, Nisan 01, 2007

İnternet

Yasakçı ve sansürcü zihniyete hayır!
Katılımcı ve özgürlükçü açılımlara evet!

İnternet yaşamdır sloganıyla, yaşamınızı özgür kılmak için "özgürlükten kaçmadan" ve "özgürlüğün sorumluluğunu" taşıyarak internete sahip çıkalım.

Cuma, Mart 30, 2007

Katkı maddeleri

Birkaç yıl önce aspartam ile ilgili mektuplar bilgisayarlarımızda kendini gösterirken, işin içyüzünü araştırmak ve başka hangi zararlı katkı maddeleri var öğrenmek istemiştim.

Bu sayede "Çevre için hekimler derneği"nin sayfasına ulaştım ve bu makalelerini ilgiyle okudum. Listelenen maddelerden bir tanesi E320. Bazen ürünlerde sadece BHA olarak geçiyor bazen de sadece antioksidan.

Niye sadece BHA'ya taktığımı bilmiyorum belki çok yaygın olduğu içindir. Çünkü tüm kara listeyi bir kağıda yazıp, market alışverişlerinde almak istediğim her ürünü kontrol etmeye başladığımda, E320'nin ne kadar yaygın kullanıldığını gördüm.

Bu madde Japonya'da 1950'lerde yasaklanmış! İngiltere'de yasaklanması için öneri verilmiş ancak sanayicilerden gelen tepkilerden sonra, yasaklanamamış. Kanserojen olduğundan şüpheleniyor.

Sırf bu antioksidan yüzünden uzun süredir sakız çiğnemiyordum. Geçen günlerde, çocukluğumuzun eski sakızlarından olan Mabel'de bu maddenin olmadığını gördüm ve tekrar sakız çiğnemenin zevkini tatdım. Şimdiye kadar içeriğine baktığım şekerli/şekersiz her sakızda bu maddeden var.

Duyarlı olan herkese seslenmek istiyorum: Lütfen -özellikle gelişme çağında olan- çocuklara içinde katkı maddesi bulunan ürünler vermeyin ve geleceğimizi koruyun.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Güç, sabır ve akıl

Halil Cibran'ın meşhur duâsı:
ALLAH'ım,
Değişebilecek şeyleri değiştirebilmem için bana güç ver.
Değişemeyecek şeyleri kabullenmem için sabır ver.
Ve bu ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl ver.
(İnternette bazen Kızılderili duâsı, bazen de Çin atasözü olarak karşınıza çıkabiliyor.)

Bu duâya amin diyorum!

Çarşamba, Şubat 07, 2007

YouTube - 2

Bu sefer muhteşem bir gösteri ve bir de teknoloji sunumu var. İkisinin de sadece adresini vermekle yetinecektim ama ilk gösteriyi özellikle koymak istedim:

Bunu özellikle izleminizi istiyorum:


Diğeri için ise iki ayrı adres vereceğim. Birincisi, kısa ve şov. İkincisi ise uzun ve açıklamalı gösteri.

Salı, Şubat 06, 2007

YouTube

Haftasonu arkadaşlarla birlikteydik. Aşağıdaki videoları izledik. Popülerliği tartışmasız olan ve videoblog'lara ivme kazandıran YouTube'daki bu videoları henüz izlememiş olanlara duyurmak istedim.

MIT'de tasarlanan akıllı tahta: Üzerine çizilen cisimleri algılıyor ve "t=0" anından denge durumuna ulaşana kadar geçen süredeki değişimi canlandırıyor.



Philips'in yeni teknolojisi: