mathjax

Cuma, Mart 30, 2007

Katkı maddeleri

Birkaç yıl önce aspartam ile ilgili mektuplar bilgisayarlarımızda kendini gösterirken, işin içyüzünü araştırmak ve başka hangi zararlı katkı maddeleri var öğrenmek istemiştim.

Bu sayede "Çevre için hekimler derneği"nin sayfasına ulaştım ve bu makalelerini ilgiyle okudum. Listelenen maddelerden bir tanesi E320. Bazen ürünlerde sadece BHA olarak geçiyor bazen de sadece antioksidan.

Niye sadece BHA'ya taktığımı bilmiyorum belki çok yaygın olduğu içindir. Çünkü tüm kara listeyi bir kağıda yazıp, market alışverişlerinde almak istediğim her ürünü kontrol etmeye başladığımda, E320'nin ne kadar yaygın kullanıldığını gördüm.

Bu madde Japonya'da 1950'lerde yasaklanmış! İngiltere'de yasaklanması için öneri verilmiş ancak sanayicilerden gelen tepkilerden sonra, yasaklanamamış. Kanserojen olduğundan şüpheleniyor.

Sırf bu antioksidan yüzünden uzun süredir sakız çiğnemiyordum. Geçen günlerde, çocukluğumuzun eski sakızlarından olan Mabel'de bu maddenin olmadığını gördüm ve tekrar sakız çiğnemenin zevkini tatdım. Şimdiye kadar içeriğine baktığım şekerli/şekersiz her sakızda bu maddeden var.

Duyarlı olan herkese seslenmek istiyorum: Lütfen -özellikle gelişme çağında olan- çocuklara içinde katkı maddesi bulunan ürünler vermeyin ve geleceğimizi koruyun.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Güç, sabır ve akıl

Halil Cibran'ın meşhur duâsı:
ALLAH'ım,
Değişebilecek şeyleri değiştirebilmem için bana güç ver.
Değişemeyecek şeyleri kabullenmem için sabır ver.
Ve bu ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl ver.
(İnternette bazen Kızılderili duâsı, bazen de Çin atasözü olarak karşınıza çıkabiliyor.)

Bu duâya amin diyorum!

Çarşamba, Şubat 07, 2007

YouTube - 2

Bu sefer muhteşem bir gösteri ve bir de teknoloji sunumu var. İkisinin de sadece adresini vermekle yetinecektim ama ilk gösteriyi özellikle koymak istedim:

Bunu özellikle izleminizi istiyorum:


Diğeri için ise iki ayrı adres vereceğim. Birincisi, kısa ve şov. İkincisi ise uzun ve açıklamalı gösteri.

Salı, Şubat 06, 2007

YouTube

Haftasonu arkadaşlarla birlikteydik. Aşağıdaki videoları izledik. Popülerliği tartışmasız olan ve videoblog'lara ivme kazandıran YouTube'daki bu videoları henüz izlememiş olanlara duyurmak istedim.

MIT'de tasarlanan akıllı tahta: Üzerine çizilen cisimleri algılıyor ve "t=0" anından denge durumuna ulaşana kadar geçen süredeki değişimi canlandırıyor.



Philips'in yeni teknolojisi:

Çarşamba, Ocak 31, 2007

Öğüt

İsmail Cem'in son röportajında gençlere bir öğüdü varmış, geçen hafta vefatından sonra öğrendim. Bunu tüm genç arkadaşlarımla paylaşmak istedim. "Bu toplumu da düşünün" diyor Cem. Özellikle meslek ve kariyer seçimi yaparken! Bireysel (maddî/manevî/mevki) zenginlik her gencin ilk hedefi oluyor. Ama toplum için de birşeyler yapmalıyız, topluma duyarlı olmalıyız. Aynı gemide olduğumuzu unutmayalım. Keser gibi hep bana hep bana dememeli, testere gibi bir sana bir bana demeyi bilmeliyiz.

Perşembe, Ocak 25, 2007

Anlatmak

Bir süredir değişik konularda yazmak istiyorum, fırsat bulamıyorum. Kendimi ve fikirlerimi anlatmaktan ve karşımdakileri de anlamaya çalışmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Ne yazık ki bu dönemki öğrencilerime kendimi yeterince anlatamamışım... Hem de hiç! Dersi başaramasalar da insanca düşünme ve yaşama hakkında, saygı-sevgi ve hoşgörü hakkında, popüler kültürden uzaklaşma yolunda, bilinçli yaşama hakkında, mücadele etme hakkında, kısaca idealler hakkında birşeyler paylaşabilmiş olmayı umuyordum. 150 kişiden 3-5 tanesi anlasa bile yeter diyordum... Belki de bunu başardım, en azından 3-5 öğrencimle bunu başardık!

Ama ya diğerleri? Anlamadıkları şeylerden niye nefret ediyorlar? Hatta benim onlardan nefret ettiğimi nasıl düşünebiliyorlar? Beni yıkan bu düşünce oldu bugün.

Geçen gün en başarılı öğrencilerim hakkında disiplin soruşturulması açıldığı gün, hayatımın kilometre taşlarından birini daha döşemiştim. Bugün bir diğerini daha koydum tecrübe yoluma. Peki ders aldım mı? Bilmiyorum ama çok üzüldüğümü tüm dünyaya haykırmak istiyorum.

Cuma, Ocak 05, 2007

Ağlanacak haline gülenler...

Türkiye'ye göre "Arefe" günü, B.A.E.'ne göre ise "Bayram" günü bir insan idam edildi. Haklıydı, haksızdı, bir sürü tartışma... Ayrıca tartışılan görüntüler... Sevinç gösterileri ve protesto gösterileri, tehditler, eylemler...

Herkesin unuttuğu bir nokta var ortada. Cenazeye saygıyı ilkokula başlamadan önce öğretmişlerdi bize. Hatta ilkokulda esas duruşta (hazırol) bulunmamız gereken az sayıdaki olaylardan biri olarak ezberlemiştik. İyi veya kötü, cani veya vatanperver, lider veya despot, her neyse... Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur! Biz bu kültürün insanıyız ve bize düşen ölüye saygıdır!

Bu ölümü kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışan herkesi kınıyor ve saygıya davet ediyorum!

Cuma, Haziran 09, 2006

Dün yazdıklarım

Dün heyecanımı paylaşırken, blogger'daki düzenlemeler ve bakım yüzünden yazdıklarımı bir türlü kaydememiştim. Daha sonra farkettim ki aslında birden fazla (galiba 6 defa) kaydetmişim. Hemen fazlalıkları sildim. Sürekli kaydetmeye çalışmamın bir sebebi vardı: yazdıklarımı kaybetmemek! Bu yüzden, bundan sonraki yazılarımı eposta ile göndermeye çalışacağım. Bu ilk mektubum. Deneme amaçlı olduğu için kalın, italik, büyük, dev, normal, küçük, değişik stillerde yazı göndermeye çalışacağım.

Perşembe, Haziran 08, 2006

Güzel şeyler

Geçirdiğimiz son 2 yılda özellikle Almanya'dan büyük hayallerle döndükten sonra birçok şeyden umudumu yitirmiştim ve üzerimda daha ağır bir yük hissetmiştim. Uzun uzun açmaya gerek yok ama kısaca; çevremdekileri düşünmeye çağırmak, harekete geçirmek, daha güzel bir bölüm, bilim, ders, için uğraş vermek, bunlardan birkaçıydı.

Bu hafta yapmış olduğum iş görüşmelerinde ise, durumun çok kötü olmadığını gördüm. Hâlâ umut var, bunu hep biliyorduk zaten ama bahsettiğim umut gerçekten de büyük!

Bilime, insana, gerçekten önem veren kurumlar var! Samimiyet var! Herşeyden önemlisi vizyon sahibi insanlar var karar mercilerinde. Gençlerin önünü açanlar var! Yani, var da var! Böyle güzel bir ülkede, böyle güzel insanlarla çalışmak, insana ayrı bir motivasyon sağlıyor. Henüz genelleştirmek için çok erken ama kararımı bu yönde kullanırsam işin iç yüzünü de daha içeriden aktarmaya çalışırım. (Tabii ilk izlenimler yine yanıltıcı olabilir ama birkaç yıl sonra daha gerçekçi olur yazacaklarım.)

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

Takıldıklarım

Blog hadisesine kendimi kaptırdığım sırada, ikinci (hatta bilmem kaçıncı) bir blog'a daha başlamıştım. Google Notebook sayesinde, artık bunların çoğuna gerek kalmadı. Belki bu takıldıklarım kalabilir sadece.

Hızlı bir yaz bizi bekliyor. Yeni iş, yeni ev, yeni ortam...

Bu dönem iki ders vermiştim, notları verirken bir hayli zorlandım. İki derste de yüksek notlar verdik. Son yılların furyasına katılmak durumunda kaldık. Asıl sorun ortaöğretimde, öğrenciler boş gelince - bunu sadece bilgi anlamında söylemiyorum - çabalayan 3-5 tanesinin üzerine düşmek ve onları kazanmaya çalışmak tek gayemiz oluyor.

Cuma, Nisan 14, 2006

Zalim Dünya

Nedir bu yaşananlar, kaç kişi duyarlı, peki ben ne kadar duyarlıyım? Fısıltı gazetesi neden sessiz?

Neden mi bahsediyorum, Guantanamo'daki vahşet ve sapıklıktan, ayrıca Afrika'daki kurallık sebebiyle açlık ve susuzluktan ölenlerden...

Suya ulaşak için 70km yol yürüyenler varmış. 70km'yi hayal edebiliyor musunuz? O sıcak topraklarda ve susuz bir şekilde, ve yaya olarak... Peki bunu yapmak zorunda olmak bu işi daha çileli ve dayanılmaz bir hale getirmez mi? Yardımlara katılmalı, duyurmalı ve teşvik etmeliyiz... İHH bir kampanya başlatmış bile.

Peki Guantanamo? "Google Images"de bir aratın bakalım ne çıkacak. Sadece fotoğraflara bakmayın, daha sonra da bir iki haber, yorum, vb. birşeyler okuyun. Kararı kendiniz verin. Peki, nasıl kurtulacağız bu zulmün elinden? Irak'ta ve Afganistan'da yaşananlar niye duyurulmaz, durdurulmaz? Bundan 3 yıl önce aldığım bir yardım mektubu internette hâlâ güncelmiş gibi dolaşırken niye yeni girdiler olmaz bu zincirlere? Artık mektup yerine herkes forumlarda mı "takılıyor"?

Peki, beni dışardaki haksızlığa, sefalete bu kadar duyarlı yapan nedir, niye Diyarbakır'daki olaylara bu gözle bakmıyorum? Emperyalist güçlerin ortaya koyduğu zulmü bizimkiler de Kürt vatandaşlarımıza göstermiş olabilirler mi? Geçmişte göstermişlerse, halen devam ediyor mu? Bunun çözümü terör mü, bağımsızlık mı? Gerçek bağımsızlık nedir?

Enformasyon ve dezenformasyon... Sonra işin içinden çık çıkabilirsen.

Ben umudumu hâlâ koruyorum, iyi ve güzel şeyler de var bu dünyada. Tek kelime ile ifade edilebilen bir güzellik hem de: Paylaşmak. İyiyi de kötüyü de paylaşmak, sevinci de hüznü de paylaşmak, zenginliği de fakirliği de paylaşmak, fikirleri de inançları da paylaşmak... Kiminle ve neyi paylaştığınız önemli değil, yeter ki paylaşın, yeter ki iletişim kurun. Tabii özgürce.

Çarşamba, Mart 29, 2006

Online Sistem

Son zamanlarda bilgisayar ve internet hizmetleri hakkında yeni birçok şey öğrendim. Bu sırada aklıma gelen online bir sistemin neden olmayacağı ve olursa nasıl olacağı geldi. Gerçekten bu artık bir hâyâl olmasa gerek. Gmail eğer herkese ~3gb'lık kişisel yer veriyorsa, pekala bunu 5-10 gb'a çıkarabilir ve internet üzerinden çalışan bir bilgisayar sistemi oluşturabilir. Google'ın linux tabanlı bir işletim sistemi çıkaracağı hatta bu sistemin debian/ubuntu tabanlı olacağı ve adının goobuntu konduğu rivayetler arasındayken, "Personalized Search" çıkarmış olması, "Google Desktop Search"in bir nevi online versiyonunu hayata geçirmesi, ilk düşüncemin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyuyor.

Böyle bir sistemin birçok artısı var, nereden bağlanabilirseniz herşeye ulaşabileceksiniz. Teknik detaylar ve sorunlarla son kullanıcılar uğraşmayacak, sadece kişisel ayarlarını yapacaklar, virüsler ortadan kalkacak, vs...

Tabii bu yazdıklarımın "genel" anlamda geçerli, yani bilinçli kullanıcı için zaten herşey güzel ama bilinçsiz kullanıcılar yüzünden internet virüsten, casus yazılımdan ve gereksiz mektuplardan (spam) geçilmiyor!

Bilgisayarlarda olması gereken sadece bir ekran, klavye, fare, hoparlör, cd/dvd/usb/sd/vb. taşınabilir depolayıcılar, belki şifreleyiciler, yazıcı, tarayıcı gibi birimler ve internet bağlantısı yeterli olacak. Hatta, Google'ın şehir merkezinde ücretsiz kablosuz internet erişimi sunması örneğini tüm dünyaya örnek olmasını bekleyebiliriz.

Oyunlar için zaten PC'lerin modası geçti, şimdi konsol zamanı. Profesyonel yazılımcılar için, kendi sunucu bilgisayarları ve terminalleri elbette olacaktır. Ama son kullanıcı için internet erişimi herşey için yeterli olmalı.

Tabii tüm bunların yapılabilmesi için standartlara uygun yazılımların geliştirilmesi gerekiyor. MS gibi uluslarası kabul edilen standartlara uyulmazsa, sadece hayal olarak kalacak bir düşünce.

Sizce de çok mu hayalciyim?

Pazartesi, Şubat 20, 2006

Yazmak

Geçen gün yine çok hoşuma giden bir söz duydum:
Yazmak söze hükmetmek değil,
Sözün hükmüne girmek demektir.
Bu konuda arkadaşlarla daha önce çok konuşmuştuk ama bu şekilde ifade edilmesi bana daha bir güzel geldi. Bu bilinç ile yazmalı her zaman. Daha önce "kalem tutmak" ile ilgili yazmış olduğum düstura da güzel bir açıklama oluşturuyor aslında bu söz. Keşke ağzımızdan çıkan herşey için de aynısını yapabilsek. Boşuna dememişler
Az bilen çok,
Çok bilen az konuşur
diye.

Pazartesi, Ocak 02, 2006

Yeni projeler

Birkaç tane link ekledim. Yeni projelerle ilgileniyorum. Sonra yeniden yazarım. Stop.

Çarşamba, Kasım 02, 2005

Ramazan ve Bayram

Bir Ramazan daha bitiyor, insallah seneye Ramazan'a da hayirlar içinde ulasiriz. Bu sene Ramazan bitiyor diye neredeyse ilk defa üzülüyorum. Bu sene Ramazan gerçekten bereketi ile geldi ve ardinda hayirli izler birakiyor.

Az önce markete gittik, ve çok sinir bozucu bir hadiseyle karsilastik. Yarin, yani bayram günü, m&s ögleden sonra aksama kadar açik olacakmis... yuh diyorum, yaziklar olsun diyorum!

Eskiler (aslinda bu eskiler sözünü çok sevmiyorum ama yerine koymam gereken kelimeyi bulamadim) uzun bir süre kalem vermezlermis yeni talebelerinin eline, zira birsey yazabilmek için önce belli bir kivama gelmek gerekirmis. Birsey yaziya döküldümü, baki olurmus. O yüzden belli bir edeb gerekirmis ve edeb sahibi olmadan kalem tutturmazlarmis.

Bu blog hadisesine baslarken çok düsündüm acaba biz o kivama geldik mi yazmak için diye. Ama sonradan "ya bismillah" deyip ardini düsünmeden basladik yazmaya. Her seferinde ne tür bir blog olsun diye düsünmeden edemiyorum. Ve hala bir karar verebilmis degilim.

Yasin'in yazdiklari (Tuluat) okununca, birseyler düsündürüyor, galiba olmasi gereken de bu. Olup biteni anlatmanin ne anlami var? Aslinda bir anlami var, geçmisi unutmamak adina kaydediyorum. Zira bundan 3-5 yil önce bir konu hakkinda ne düsündügümü ve düsüncelerimin nasil degistigini görmek istiyorum: normal bir günlük yerine burayi kullaniyorum.

Ama diger güzel örneklere bakinca, ne kadar kisir kaldigimi görüp, bu isten vazgeçesim geliyor. Neyseki birkaç dosttan baska kimsenin haberi yok bu sayfadan.

Bugün bir kitap tavsiye edecegim. Genellikle hepimizin bildigi hikayeleri içeren ince bir derleme: "Satir Arasi Hikayeler - Serdar Tuncer". E peki bu hikayeleri biliyorsak niye alalim bu kitabi? Çünkü bilmeyen kardeslerimize ve çocuklarimiza güzel bir hediye olabilir. Aslinda bu hikayeleri okumak bizler için de keyif verici olabilir. Bir solukta bitebilecek akicilikta yazilmis 130 sayfalik bir kitap...

Gündemi kaçirmamak adina da Malatya'daki çocuk esirge kurumunda olan üzücü olaylarin ardindan medyanin takindigi yapmacik tavira dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu olay patlak verince, sanki daha önceden bilmiyorlarmis gibi simdiye kadar hasir alti ettikleri iddialari arastirmaya baslayip duygu sömüren programlar yaparak halki kandirmaya (uyutmaya) devam ediyorlar.

Yarin bayram, biz Ankara'dayiz. Tüm Islam Aleminin Ramazan Bayraminin mübarek olmasini Cenab-i Allah'tan niyaz ederim.

Son olarak, Tuluat'a yazamazsam diye simdiden buraya not düsmek istiyorum: "Aklin huzursuzlugunu paylasmak" dozunda oldugu sürece ve bu huzursuzlugu anlayabilecek biriyle paylasmak mümkün oldugunda çok da düsünmeden ama nezaketi de elden birakmadan bu huzursuzlugu gidermek yerinde olabilir. Zira, paylasilmayan huzursuzluk sahibini uzun süre kendisine esir edebilir, ve kisinin basiretini baglayabilir. Nitekim, üstat Necip Fazil'in kendi huzursuzlugunu önce efendisi ile her daim ve daha sonra bunlari yazarak tüm alemle paylastigini hatirliyorum (yanlis aklimda kalmis olabilir).

Cuma, Ekim 14, 2005

incinmek ve incitmek

Dün gece sahur programında duyduğum ve çok hoşuma giden bir sözü paylaşmak istiyorum (2 haftalık sessizlikten sonra):
İncinmemek zor, incitmemek kolay; zira incinme bir gönül işidir, incitme ise akıl işi. Gönül ferman dinlemez ama akıl terbiye edilebilir.

Bu arada, Ramazan'ımız cümleten mübarek olsun!

Dilek, yorumun ve yardımın için teşekkür ederim. Senden başka sayfamdan haberi olan kimse yok şu anda. Düzenli yazmaya başlayabilirsem, duyuracağım ama böyle 15 günde-bir yazarsam, bir anlamı olmaz.

Salı, Eylül 27, 2005

Merhaba!

Uzun zamandir (sessizce) takip ettigim Dilek'in sayfasindan sonra, bugün bana da esti ve ben de bu kervana katildim. Benim günlügümde neler olacak merak ediyorsaniz, adindan da anlasilabilecegi üzere o günlerde ve/veya anlarda esenler olacak.

Bugün sadece merhaba diyecektim ama geçtigimiz hafta yasadigimiz olaylara deginmeden geçemeyecegim. Öncelikle "ermeni konferansi"ni durduran idare mahkemesinin kararina hükümet yetkililerinin tepkileri beni hem üzdü hem de sinirlendirdi. Bu üst düzey yetkililer niye uluslararasi basinin önünde Türk mahkemelerini küçük düsürürler? Hiç mi onurlari yok, ya da ulusal onurumuzu düsünmüyorlar! Hem, biz bunlari bu sekilde dile getirirsek, bizleri her firsatta küçük düsürmeye çalisan batililarin ekmegine yag sürmüs olmuyor muyuz? Bu sizce de "budalalik" olmuyor mu? Ikinci olarak, basbakanin "ofer" görüsmesi konusunda yalan söylemesi: ne bir açiklama, ne de bir özür geldi. Hani biliyoruz istifa etmeyecek ama bari durumu açiklamaya çalissaydi. Bunu yapamadigina göre, olay bir hayli ciddi anlasilan.

Gündemin çok yogun oldugu ve her an degistigi su günlerde, umarim bu iki olay kolay kolay unutulmaz.